Bilgiyum
Anasayfa » Anne Çocuk » Çocuk ve Yoksulluk

Çocuk ve Yoksulluk

Çocuk ve Yoksulluk

 

23 Nisan çocuklar için bayram, bizim içinse düşünme zamanı olmalı. İnternetteki annelik kültürü varsıllık üzerine kurulu. İmkanları olmayanların sustuğu ve izlediği, olanların konuşup, içerik oluşturduğu bir ortam burası. Oysa ülkenin gerçeği bize asgari ücretle birkaç çocuk yetiştiren ailelerin çok daha fazla olduğunu söylüyor. Eminim bu nedenle anne bloglarını takip ederken, kendini eksik hisseden ebeveynler çok. Kimse “yoksul anne” blogu açmıyor sonuçta. Bahsi geçen pek çok şey, ülkenin ortalama gelirinin çok üstünde paralar gerektiriyor. Çocuklarını pahalı okullara gönderip, pahalı kartlarla eğitip, özel derslere taşıyıp, organik yiyecekler, avokadolar yedirirken, tercih ettiği için değil, tereyağı ve zeytinyağına parası yetmediği için margarin ve ayçiçek yağlı yemekler yiyen insanlar çoğunlukta. Çocuklarına yeni deneyimler kazandırmak için yurtdışına, ya da “güneye” gidemeyecek, pahalı oyun parklarına çocuklarını götüremeyecek, tutumlu olduğu, kıyafete fazla para harcanmasına karşı olduğu için “ikinci el” değil, mecbur olduğu için çocuğa “başkalarının eskilerini” giydiren aileler dolu.

Villalarının havuzlarından, en pahalı marka kıyafetleri giymiş çocuklarıyla pozlar veren fit İnstagram annelerini takip ederken, hayatı boyunca spor yapmamış, önüne tek eğlence olarak televizyon sunulan ve her yerinin ağrımasının bir kader değil, bir yaşam tarzı sorunu olduğunun tam da farkında olmayan, kıyafet alışverişini mahalle pazarından yapan kadınlar çoğunlukta. Çocuğuna ikinci bir “anadil” kazandırma peşinde koşan ailelere yönelik tavsiyeler ve yazılar dolaşırken, çocuklarını doğru düzgün Türkçe öğreten bir öğrenim kurumuna gönderme imkanı olmayan aileler çoğunlukta. Tarif edilen aktiviteleri yapmak istese, malzeme almaya gücünün yetmeyeceğini bilen, çocuklarını kreşe göndermeye gücü yetmeyen, kitaplara para ayıramayan, sanatsal aktivitelere, dışarda güzel restoranlarda yenilen yemeklere yabancı insanlar çoğunlukta. Hayatta keyif diye bildiği tek şey marketten aldığı tatlılar ve televizyon kombinasyonu olan aileler çoğunlukta. Belediyenin çocuklar için düzenlediği bedava aktivitelere gitmek için bile gereken parayı Akbil’e doldururken iki kere düşünen babalar çoğunlukta. Turgut Uyar’ın dediği gibi, “açlık çoğunluktadır. ” Ve varsıl azınlık aslında kendinin de yoksul olduğunu bir türlü anlayamıyor bu toplumda. Başkaları yoksul oldukça mutlu olamadığını idrak edemiyor. Oysa bu kadarımız yoksulken, hepimiz yoksuluz.

Yoksul olan sadece haneler değil, daha önemlisi, daha beteri şehirlerimiz, ülkemiz yoksul. Bedava olanaklar ve mutluluklar az. Devletin okulları kötü. Devletin parklarının, ormanlarının sayısı az ve daha da azalmakta. Devletin kreşleri yok. Devletin toplu taşıması kalabalık ve pahalı. Devletin bina denetimleri yetersiz. Barınacak evler kalitesiz ve sağlıksız. Devletin musluklardan akıttığı su içilmiyor. Devletin hastanelerinde hastalar sefil oluyor. Devletin yaptığı şey belki çok, ama yetersiz. Bazı ülkelerde beş kuruşu olmayan insan da güzel parklarda gezip, çeşmeden akan suyu içip, temiz hava soluyup, minicik de olsa kaliteli evlerde oturup, çocuğunu iyi eğitim veren, sıcak devlet okullarına gönderip, her yere bisikletle, toplu taşımayla gidebilir. Zengin ülkeler demiyorum, bazı ülkeler diyorum. Bu bir öncelik meselesidir. Türkiye’de ise, devletin sağlamadıklarını özel gelirinizden karşılamak zorunda kalırsınız. Bu yüzden devamlı para kazanmak, sonra kazandığınız paraların büyük kısmını bazı ülkelerde herkese bedava sağlanan hizmetlere harcamak zorundasınız. Musluk suyunu içemediğiniz için doldurma sulara para harcamak, devlet okuluna güvenemediğiniz için özel okula para harcamak, otobüsler saatinde gelmediği, çok dolu olduğu için, arabayla dolaşmak, temiz hava alabilmek için, doğada pahalı tatillere muhtaç olmak, dünya standardının çok üzerinde tarım ilacı basılan sebzelerden çocuğunuzu korumak için, doğal veya organik yiyeceklere dünya kadar para harcamak gibi. Güya paranız var, güya varsılsınız. Değilsiniz aslında. Bal gibi biliyorsunuz. Çünkü bu kadar yoksulluğun olduğu yerde, kişisel varsıllığınız ve sitenizin duvarları sizi toplumsal yoksulluğumuzun sonuçlarından koruyamaz. Biraz düşününce görürsünüz ki, hepimiz yoksuluz.

Hiçbir şey böyle olmak zorunda değil. Dedim ya, bunlar birer öncelik meselesi. Biz paramızı ve beyin gücümüzü bunlara harcamıyoruz. Mesela eğitim çok pahalı bir şey. Aksini söyleyene inanmayın. İyi okullar yaratmak istiyorsanız, bunun ucuz bir yolu yok. Ancak tabii iyi okul denilince, harika binalar, akıllı tahtalar, bilgisayarlar, olimpik spor salonları gelmesin aklınıza. İyi okul temelde, iyi öğretmen, öğretmen başına az öğrenci, ve üzerine çok düşünülmüş, özgür bir müfredat, çocuk çıkarları üstüne kurulu bir yönetim anlayışı, veli katılımı ve yeterli fiziksel olanaklar demektir. Ve ne yazık ki bunlar göz boyayan lüks binalardan daha pahalıdır. İyi öğretmen yetiştirmek ve o öğretmeni devamlı güncel bilgilerle donatmaya devam edebilmek çok uzun ve pahalı bir süreçtir. İyi bir müfredat oluşturabilmek yoğun beyin gücü ve uzun çalışmalar, hiç bitmeyen bir ölçme ve değerlendirme, araştırma ve geliştirme gerektirir. Müfredat devamlı geliştirilmeli ve güncellenmelidir. Bunu yapabilecek kapasitede ve istekli öğretmenler gerekir. Bunlar pahalıdır. Ama karşılanamayacak kadar da pahalı değildir. Eğitimi ihmal etmek uzun dönemde daha pahalıdır. İşte burada “uzun dönem”i düşünmek gerekir. Kimse aslında çocukları, geleceği düşünmüyor. Düşünseydik, en çok yatırımı eğitime yapar, en büyük önceliği anne ve çocuk eğitimi haline getirirdik, ama yapmıyoruz. Bu yüzden hepimiz yoksuluz.

Annelerin spor yapması ve sağlıklı olması, çocuk yaşta doğum yapmaması geleceğe yatırımdır. Annelerin bilgili ve görgülü olması elzemdir. Annelerin sağlık ve eğitim konularından anlaması hayatidir. Annelerin güvende olması şarttır. Annelerin devamlı erkek eline muhtaç olduğu, dayak tehdidiyle yaşadığı, bir nevi rehin olduğu bir toplumda çocuklara değer verilemez. Çocuğa verdiğiniz değer, kadına verdiğiniz değer kadardır. Hayattaki tek mutluluğu çöp gıdalar ve televizyon olan, apartman dairelerine hapsedilmiş, sağlıksız, hareketsiz, eğitimsiz kadınlardan sağlıklı nesiller bekleyemeyiz. Ve bu anneler, imkansızlıklar içinde bir mücadele vermek yerine, kaderleriyle barışıp, dizilerle, izdivaç programlarıyla, börekle, gofretle oyalanarak bir ömrü tüketmeyi seçebilir, bunları mutluluk sanabilir ve çocuğuna da mutluluk sunmak istediğinde bunlara dönebilir. Yapmayın desek onlara, bize soracaklardır, alternatifi nedir? Ve bu anneler organik yediren, saf zeytinyağı ile pişirenlere bakıp ne hissederler? Onlara ne sunduk bugüne kadar ki, ne bekliyoruz? Sorsalar bize, alternatifleri nedir? Evimizin yanında yeşil korular vardı da, götürmedik mi çocukları? Okullarda özgür düşünce, yabancı dil, bilim öğretiliyordu da biz mi istemedik? Plansızlıktan devamlı inşaat tozu içindeki evlerimizi kendimiz mi temizleyeceğiz, paramız varsa yardımcıya mı temizleteceğimize indirgenmiş seçeneklerimiz. Kocalara dayatılan, erkek olma efsanesi, hep hizmet edilme tutkusu, hep sözü geçen olma aşkı, kadına malı gibi bakma alışkanlığının; kadına dayatılan hep korunma, bakılma, hayran olunma ihtiyacının yarattığı birbirinden mutsuz ailelerde yetişen mutsuz çocuklar, evliliği bir maddi alışveriş olarak görür. Al güzelliğimi, düzenimi, bedenimi ve itaatimi, ver paranı, korumanı ve itibarını. Ve böyle bir kültürde, kadınlı erkekli hepimiz mutluluk yoksuluyuz.

Yoksulluk utanılacak bir şey değildir, ama utandırır işte, hırsız olmaktan, ahlaksız olmaktan daha çok utandırır hem de böyle bir toplumda. Yoksulluk bireysel değildir, hepimize aittir, plansız şehirlerde, kötü okullarda, pis havada en zenginle en fakir paylaşır yoksulluğu, ama günün sonunda değiştirmeye parasının yetmediği rahatsız yatakta, parası yetmediği için ısıtamadığı evde uyuyan iliğine kadar hisseder yoksulluğunu. İşte gerçek yoksulluğumuz bu gerçeğe arkamızı dönmemizdir, insanlar aç yatarken tok yatmak kirletir bizi, insanlar tehlikedeyken güvende olmak nedenini bazen bilemediğimiz bir tedirginlik, güvensizlik yaratır. Ve bu yoksulluktan en zenginimiz bile kurtulamaz. Devlet bu yoksulluğun içinde, tepesinde ve temelindedir. Sonra varsılların varsıllıklarını utanmazca yoksulların tüketimine sunduğu televizyon programları, sosyal medya hesapları neden bu kadar takip ediliyor diye kafa kaşırız. Herkesin devamlı bir gösteriş peşinde, kendini el aleme iyi göstermek için çırpındığı, herkesin tek hayalinin iyilik, doğruluk, güzellik değil, yoksul olmamak olduğu bir topluma dönüştüğümüzü görürüz ve sorarız, “alternatifi nedir?”.
Alternatifi nedir? Alternatifi vardır elbet. Vardır. Siz de biliyorsunuz.

Alternatifi, bu gerçeği görenlerin sabahtan akşama ve haftanın yedi günü, yılın dört mevsimi, herkes duyana, herkes anlayana kadar aynı şeyleri söylemesi, beraberce söylemesi, insanlar bıkana kadar tekrar etmesi, bıktıktan sonra yerlerinden kalkıp bir şey diyene, yapana kadar tekrar etmesi, bir şey yapmaya başladıktan sonra sonuç alana kadar tekrar etmesidir. Alternatifi bir şeyler YAPMAKTIR, çocuklara daha güzel bir dünya yaratmak için. Bir toplumun en büyük önceliği çocukları olmalıdır demek, demek de demek, her konuda bu çocukları nasıl etkiler diye sormak ve çocuklara öncelik verme konusundaki ısrarımızla bıktırmak, yıldırmaktır. Dış politika çocukları nasıl etkiler, yapılacak yol çocukları nasıl etkiler, sağlık politikaları çocukları nasıl etkiler, tarım sübvansiyonları, ihracat politikaları, otobüsün geçiş sıklığı çocukları nasıl etkiler? Kırık plak gibi, inatla, ısrarla sormak gerekir. Önceliği çocuk olan bir toplumun maddi ve manevi, beyinsel ve duygusal tüm kaynakları öncelikle çocuklara aktarılmalıdır. Yapılacak her yatırımda, inşa edilecek her metre yolda, geçirilecek her kanunda, kurulacak her kurumda, fonlanacak her araştırmada, atanacak her bürokratta, oy verilecek her siyaside, imzalanacak her antlaşmada, verilecek her izinde, ayrılacak her bütçede öncelik çocukların çıkarı olmalıdır. Ve tüm çocukların. Bütün çocukların. Teker teker her çocuğun. Sadece sizin çocuğunuz değil, sadece sizin gibilerin çocukları değil, sadece sevdiklerinizin çocukları değil. Bütün çocuklar. O çocuklar mutlu olsun, o çocuklar güvende olsun, o çocuklar sağ ve sağlıklı olsun, o çocuklar iyi ve dürüst, o çocuklar çalışkan ve fedakar olsun diye atılmalı her adım. Hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir devlet, hiçbir kurum, hiçbir grup bir çocuktan, çocuklardan daha önemli olmadığında, sadece o zaman göreceksiniz alternatifleri. Bu dünya mümkün değil mi diyeceksiniz? Peki sizi o dünyaya bir adım daha yakın olmak için çaba göstermemeyi açıklayabilir misiniz bana?

Zenginlik gösterilerini izlemeyin. Beyninizi uyuşturan programları kapatın. Başkaları için yaşamayı kesin. Sadece çocuğunuzu düşünmeyi bırakın. Çocuğunuza organik sebzeler yedirebiliyorsanız, yedirirken –yoksulluktan ya da bilgisizlikten- makarnaya talim eden çocukları unutmayın. Her çocuğun sağlıklı beslendiği, her çocuğun parklarda bisiklet sürdüğü, her çocuğun okullarda zihninin açıldığı, bedeninin güçlendiği bir ülke, bir dünya için çalışmak boynunuzun borcudur. Çocukları ve onları yetiştirenleri öncelik haline getirmek vazifenizdir. Her mahalleye aile-çocuk merkezleri, kütüphaneler, kreşler, spor salonları, parklar, tiyatro ve kültür salonları açılana dek, her okula gözleri pırıl pırıl parlayan, yürekleri sevgiyle, umutla, azimle dopdolu öğretmenler atanana dek, her aile çocuğuna sağlıklı şeyler yedirebilecek, temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek hale gelene dek, her şehrin havası oksijenle dolana dek, her çocuk barış içinde, özgürce düşünerek büyüyene dek, o güne dek hepimiz yoksuluz. Çocuğunuz için değil, çocuklar için bir dünya kurmak için bir şey yapın. Bütün çocuklar için ayağa kalkmaya başladığınız güne kadar, tüm kişisel çırpınmalarınız, çocuğunuza sunduğunuz tüm imkanlar, çaresizliğinizin zavallı bir inkarından ibaret kalacak. Bu öyle bir oyun ki, kaybedenler oldukça, kazandığını sananlar da kaybediyor. Kaybedecek. Kaybedeceksiniz.

Peki siz çocuklar için ne yaptınız?

Ne yapıyorsunuz?

Ne yapacaksınız?

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz