Bilgiyum.Com 'a hoşgeldiniz, 17 Nisan 2021

insan, nedir insan?

insan, nedir insan?

İnsan Nedir? Nasıl Bir Varlıktır?

Herhangi bir varlık veya nesne hakkında doğru bilgiye ulaşmak için yapılacak ilk ve en doğru iş, o varlık veya nesneyi yapan (üreten) kişiye müracaat etmek olsa gerektir. Aksi durumda elde ettiğimiz bilgi ya eksik veya yanlış olacaktır.
Örneğin daha önce hiç görmediğimiz ve bilmediğimiz bir makineyi önümüze koysalar ve bize “Bu nedir?” diye sorsalar, vereceğimiz cevap hiçbir zaman doyurucu olmayacaktır. Çünkü yapacağımız bütün tanımlar, daha önce gördüğümüz ve bildiğimiz şeylere kıyasla olacaktır. Böyle bir yaklaşımla hiçbir zaman doğru ve gerçek bilgiye ulaşamayacağımız ortadadır. Bu durumda yapılması gereken şey, o makineyi üreten kişi veya firmaya danışmak ya da tanıtım katalogunu okumaktır. İşte o zaman doğru ve gerçek bilgiye ulaşmış oluruz. Bilginin doğruluğu ve kuvveti, bilginin kaynağı ile doğru orantılıdır. Kaynak ne kadar kuvvetli ise bilgi o kadar doğru ve kuvvetli olur.
İnsan denilen bu mükemmel makineyi da bize en doğru şekilde anlatacak kaynak, ancak onu yaratan olabilir. O’ndan bağımsız olarak yapılan bütün tanımlar eksik ve doyurucu olmaktan uzak olacaktır. Şu halde “insan nedir? Sorusunun cevabını ilahi kaynaklarda aramamız gerekiyor. Konuyu bir örnekle açmaya çalışalım:
Bir usta düşünelim ki iğneden füzeye kadar birçok şey yapabiliyor. Şimdi bu ustanın bir tane iğne, bir tane otomobil, bir tane füze, bir tane de düşünebilen, konuşan, ne amaçla üretildiğini bilen bir robot yaptığını kabul edelim. Bunlar arasında bir değer sıralaması yapmamız istense, birinci sırayı robotun alacağından hiç kimsenin şüphesi olmaz. Çünkü bir şeyin değeri, sanatkârın o şey üzerinde kullandığı ilim, sanat ve maharet derecesinde artar. Yani sanat, sanatkârı ile değer kazanır. Sanatkâr ne kadar mükemmel ise eser, o kadar mükemmel olur.


İşte insan, şu kâinat malikinin nazik ve nazenin bir mahlûkudur. Zira bütün kâinat insanla bir anlam kazanır ve onunla kıymeti artar. İçinde yaşayanı olmayan lüks bir dairenin hiçbir değeri olmadığı gibi, insan olmadan şu kâinatın hiçbir kıymeti yoktur. Öyleyse insan, şu kâinat sarayının efendisi ve en şerefli misafiridir.
Kendinizi mükemmel bir sarayda farz edin. Gözleriniz kapalı olarak getirildiğiniz bu sarayda, gözünüzün görmekten, kulağınızın işitmekten, dilinizin tatmaktan zevk alacağı ve duygularınıza hitap edecek her şey mevcut olsa; bu durum size şu fikri vermez mi? “Acaba ben kimim ki beni buraya getiren kişi, bütün bunları benim için hazırlamış?”
Aklı başında her insan, kendisi için hazırlanmış olan şu dünyada bulunma noktasından yukarıdaki soruyu kendine sorması gerekmez mi? Zira mükemmel ve muhteşem şu kâinat ve kâinattaki her şeyin, insan için hazırlandığını yukarıda ifade ettik. Adeta insan, bu kâinatta nazlı bir bebek gibi şefkatle besleniyor, merhametli bir el ile ummadığı yerden ihtiyaçları kendisine veriliyor. Elsiz ve şuursuz bir böcekten yumuşacık ipeğin, zehirli bir böcekten dünyanın en tatlı gıdasının verilmesi nihayetsiz bir şefkat ve merhameti göstermiyor mu? Demek insan, kâinatın en kıymetli ve en şerefli varlığı ki kendisine bu kadar ikram ve ihtiramlar yapılıyor. Ayrıca insan, sahip olduğu istidat ve kabiliyetler bakımından yeryüzündeki varlıklar içinde en zengini, mahiyetçe en mükemmelidir. Mesela bütün lezzetleri ayrı ayrı tadıp tartacak özelliğe sahip olan dili, bütün renkleri bütün tonlarıyla fark edip zevk alabilecek gözü ve bütün manaları bütün derinliğiyle anlayıp idrak edebilecek aklı ile insan kâinatta tekdir.
Hem insanda öyle nazik ve hassas duygular var ki onlar sayesinde diğer insanların eleminden müteessir ve lezzetlerinden de mütelezziz oluyor. Bir çiçeği istediği gibi bir bahçeyi de ister. Bir sevdiğini görmek arzu ettiği gibi sonsuz güzellik sahibi olan yaratıcısını da görmek ister. Bu özelliklerinden dolayı insan, sonsuz cemal ve kemal sahibi bir varlığın aynasıdır. Malumdur ki ayna, güzelin güzelliğini yansıtır. İnsan da Allah’ın böyle bir aynasıdır.
İşte insana, baki, ezeli ve ebedi bir varlığın aynası olması yönüyle bakılırsa ne kadar mükemmel ve kıymetli bir varlık olduğu görülebilir, insanın ne olduğu az çok ortaya çıkmış olur. İnsan, mahiyetinin câmiiyyeti ve kıymetinin ulviyetinden dolayı bütün varlıklar içinde en müntehab (seçkin) varlık olduğundan, en mühim görev ve en büyük sorumluluk ona verilmiştir.
Evet, insan bu dünyaya ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek, istidat ve kabiliyetlerini nemalandırmak (geliştirmek) üzere gönderilmiştir. Özetleyecek olursak, insanın mahiyet aynasına şu dört noktadan bakmak lazımdır ki insanın ne olduğu bilinsin:
1-Yaratıcısıyla münasebeti noktasından (muhatabiyet yönünden).
2-Sahip olduğu istidat ve kabiliyetler yönünden.
3-Taşıdığı emel ve arzular cihetinden.
4-Görev ve sorumlulukları bakımından.
“İnsan nedir?” denildiğinde bu dört nokta göz önünde bulundurularak insana bakılmazsa, insanın ne olduğu gerçek anlamda bilinemez. Dolayısıyla bu sahada yapılan bütün konuşmalar boş ve anlamsız olur. Bu açıklamalar ışığında insanın varoluş sebebi de ortaya çıkmış olmaktadır. Şöyle ki: bütün canlılardan mümtaz ve müstesna olarak yaratılan insan, bu dünyaya hayvan gibi yaşamak üzere gönderilmiş olamaz. İnsanla hayvanın dünyaya gönderilişlerindeki farklılıklar bunun en açık delilidir. Hayvan bu dünyaya mükemmel ve hayat kanunlarını öğrenmiş olarak gelir. Yumurtadan çıkan bir ördek bir iki gün içinde yüzmeye başlar. Arı bal yapmayı bu dünyada üniversite okuyarak öğrenmez. Bir buzağı birkaç saat içinde ayağa kalkar. Demek hayvanın görevi öğrenerek mükemmelleşmek değildir.
Oysa insan bütün hayat kanunlarına yabani olarak dünyaya gelir. On beş senede ancak zarar ve menfaatini öğrenir. Ömrünün sonuna kadar şefkat ve merhamete muhtaç bir varlıktır.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz