Bilgiyum
Anasayfa » Farkındalık » Kim olduğunu biliyor musun? Kendine uyanmaya hazır mısın?

Kim olduğunu biliyor musun? Kendine uyanmaya hazır mısın?

Kim olduğunu biliyor musun? Kendine uyanmaya hazır mısın?

İLLÜZYONDAN NASIL ÇIKARIZ? DÜŞLERDEN GERÇEĞE UYANMAK

Hemen aydınlanmanı sağlayan yedi yöntem vardır, ama bu yöntemlerin sonuçlarını kaldıramazsın; çok fazla ışık yüzünden kör olabilirsin veya sevinçten ölebilirsin.
Bütün bu dünya aniden yok olsa ve yalnızca sen kalsan, bu öylesine büyük bir şok olur ki ölebilirsin bile. Düşler aniden bilincinden kaybolduğunda da aynısı olur: Dünyan yok olur… Çünkü dünyan düşlerinden oluşuyordu.
Düş görme tıpkı film gibidir… Yalnızca film! Zihnin dünyayı yansıtmasıdır. Zihnin aynasında dünya yansıtılır; düş görme budur işte. Ve sen ona o kadar dalmışsın ki, onunla o kadar özdeşleşmişsin ki, kim olduğunu tamamen unutmuşsun. Uykuda olmanın anlamı budur. Düş gören düşün içinde kaybolmuştur. Kendin dışında her şeyi görürsün; kendin dışında her şeyi hissedersin; kendin dışında her şeyi bilirsin. Kendin hakkındaki bu cahilliğin bir çeşit uykudur. Düş görme tamamen kesilmediği sürece KENDİNE uyanamazsın.
Kendinin bilincinde değilsin. Kendini bilmiyorsun; kendinle hiç karşılaşmadın. Nesnel dünyada pek çok şey biliyorsun, ama özneyi bilmiyorsun. Zihninin durumu, bir film görmeye gitmişsin gibi. Ekranda film akıp geçiyor ve sen ona öyle dalmışsın ki tek bildiğin şey film, hikaye, ekranda ne görünüyorsa o. Sonra biri sana kim olduğunu soruyor ve sen hiçbir şey söyleyemiyorsun.
Aslında, insan bir tür uykudur. Herkes derin uykudadır. Kim olduğunu biliyor musun? Sokakta biri ile karşılaşır ve ona kim olduğunu sorarsan, o da sana yanıt veremezse ne düşünürsün? Adamın ya deli, ya sarhoş ya da uykuda olduğunu düşünürsün.Kim olduğu sorusunu yanıtlayamazsa, onun hakkında ne düşünürsün? Tinsel yolda herkes böyledir. Kim olduğun sorusunu yanıtlayamazsın. Çünkü uyuyorsun. Ve düş görüyorsun.
Bazen hissetmişsindir, üç saat boyunca bir filme baktıktan sonra, aniden film durur ve kendine gelirsin. Üç saat geçtiğini hatırlarsın, bunun yalnızca bir film olduğunu hatırlarsın. Gözyaşlarını hissedersin; film senin için bir trajedi olduğundan, ağlıyordun ya da kahkahalar atıyordun veya başka bir şey yapıyordun; şimdi ise kendine gülüyorsun. Nasıl saçmaladın! Bu yalnızca bir filmdi, yalnızca bir hikayeydi. Ekranda hiç bir şey yoktu. Yalnızca bir ışık ve gölge oyunu, yalnızca elektriksel bir oyun. Şimdi gülüyorsun: Kendine geldin. Ama bu üç saat boyunca neredeydin?
Kendi merkezinde değildin. Tamamen çepere gitmiştin. Oraya, filmin oynadığı yere gitmiştin. Kendi merkezinde değildin; kendinde değildin. Başka bir yerdeydin.
Düş görmek de böyledir: Film yalnızca üç saat sürer, ama bu düş görme ömürler, ömürler, ömürler boyunca sürer. Düş görme aniden dursa bile kim olduğunu farkedemezsin. Aniden çok soluk hissedersin, hatta korkarsın. Yine filme dönmeye çalışırsın, çünkü o tanıdıktır. Ona aşinasın, ona alışıksın.

Peki bu düşler, içinde bulunduğumuz bu derin uyku, nasıl aşılabillir?
Yöntemlerden biri; hareket etmeye başlamak, tüm dünya bir düşmüş gibi davranmak. Her ne yapıyorsan, bunun bir düş olduğunu hatırla. Yemek yerken, bunun bir düş olduğunu hatırla. Yürürken, bunun bir düş olduğunu hatırla. Bırak uyanıkken zihnin daima her şeyin düş olduğunu hatırlasın. Dünyaya maya, yanılsama, düş dememizin sebebi bu. Bu, felsefi bir sav değil.
Düş görürken bunun bir düş olduğunu hatırlamak istiyorsan, işe uyanıkken başlayacaksın. Normalde, düş görürken bunun bir düş olduğunu hatırlayamazsın; bunun gerçek olduğunu sanırsın.
Neden bunun gerçek olduğunu sanırsın? Çünkü bütün gün her şeyin gerçeklik olduğunu düşünüp durmuşsundur. Bu bir tavır haline gelmiştir, sabit bir tavır. Uyanıkken banyo yaparsın… Gerçektir. Uyanıkken yemek yersin… Gerçektir.
Uyanıkken bir arkadaşınla konuşursun… Gerçektir. Bütün gün, tüm yaşam, her ne düşünüyorsan, tavrın bunun gerçek olduğu yönündedir. Bu, sabit hale gelir; zihninde sabit bir tavır olur.
Bu yüzden, gece düş görürken aynı tavır işlemeye devam eder ve bunun gerçek olduğunu düşünürsün. Bu yüzden, ilk önce analiz edelim. Düş görme ile gerçeklik arasında bir benzerlik olmalı; aksi halde bu tavır biraz güç olurdu.
Seni görüyorum. Sonra gözlerimi kapatıyorum, düşlere dalıyorum ve seni düşümde görüyorum. İki görüşte bir fark yok. Seni görürken aslında ne yapıyorum? Resmin gözlerime yansıyor. Seni görmüyorum. Resmin gözlerime yansıyor ve sonra o resim gizemli süreçlerle dönüşüyor… Ve bilim hala bunun nasıl olduğunu açıklayacak durumda değil. O resim kimyasal olarak dönüşüyor ve kafanın içinde bir yere taşınıyor, ama bilim nereye olduğunu söyleyemiyor… Bu şeyin tam olarak nerede olduğunu. Gözlerde değil; gözler yalnızca pencere. Seni gözlerimle görmüyorum, seni gözlerim aracılığı ile görüyorum.
Gözlerde yansıyorsun. Sen yalnızca bir resim olabilirsin; gerçek de olabilirsin, bir düş de. Hatırla, düşler üç boyutludur. Bir resmi tanıyabilirim, çünkü bir resim iki boyutludur. Düşlerse üç boyutludur, bu yüzden bir düşün içinde sen gerçek gibi görünürsün; bu nedenle de gözler, gördüklerinin gerçek olup olmadığını anlayamaz.
Sonra resim kimyasal mesajlara dönüştürülür. O kimyasal mesajlar elektrik dalgaları gibidir; kafada bir yere giderler. Gözlerin görme yüzeyi ile nerede temas ettiği hala bilinmemektedir. Sana yalnızca dalgalar ulaşır ve sonra şifreleri çözülür. Sonra onların şifresini çözer böylece neler olduğunu anlarsın.
Ben hep içerideyim ve sen hep dışarıdasın; bir karşılaşma olmaz. Bu yüzden, senin gerçek ya da düş olman bir sorundur. Şu an bile, düşte miyim, yoksa sen gerçekten orada mısın, anlamanın yolu yoktur. Beni dinlerken, beni gerçekten dinlediğini, bir düşte olmadığını nereden bilebilirsin? Yolu yoktur. İşte bu yüzden bütün gün taşıdığın tavır geceye de taşınır. Ve düş görürken onu gerçek olarak kabul edersin.
Tersini dene; Shankara’nın kastettiği budur. Tüm dünyanın bir yanılsama olduğunu söyler, tüm dünyanın düş olduğunu söyler… Bunu hatırla. Ama biz aptal insanlarız. Shankara, “Bu bir düş.” derse, biz “Herhangi bir şey yapmaya ne gerek var? Bu yalnızca bir düşse, o zaman yemek yemeye gerek yok. Neden yemek yemeye devam edelim ve bunun bir düş olduğunu düşünelim? Yeme!” deriz. Ama o zaman hatırla: Açlık hissettiğin zaman, bu bir düştür. Ya da ye ve fazla yediğin zaman, hatırla, bu bir düştür.
Unutma, Shankara sana düşü değiştirmeni söylemiyor, çünkü düşü değiştirme çabası yine yanlış olarak onun gerçek olduğu inancına dayalıdır; aksi halde herhangi bir şeyi değiştirme ihtiyacı olmazdı. Shankara yalnızca, her durumda, bunun bir düş olduğunu söylüyor.
Şunu hatırla: Onu değiştirmek için hiçbir şey yapma, yalnızca daima onu hatırla. Üç hafta boyunca, devamlı, her ne yapıyorsan, bunun yalnızca bir düş olduğunu hatırlamaya çalış. Başlangıçta çok güçtür. Tekrar tekrar zihnin eski düzenine döneceksin, bunun gerçeklik olduğunu düşünmeye başlayacaksın. Durmadan kendine “Bu bir düş,” diye hatırlatmak için uyanmak zorunda kalacaksın. Üç hafta boyunca, bu tavrı koruyabilirsen, herhangi bir gece, düş görürken, aniden anlayacaksın: “Bu bir düş.”
Bilincinle, farkındalığınla düşlere işlemenin bir yolu bu. Geceleyin, düş görürken bunun bir düş olduğunu hatırlayabiliyorsan, gündüz de bunun bir düş olduğunu hatırlamak için çaba göstermen gerekmeyecek. O zaman bileceksin.

Başlangıçta, bunu çalışırken, yalnızca bir aldatmaca olacak. Yalnızca inanarak başlayacaksın: “Bu bir düş.” Ama düşte bunun düş olduğunu hatırlayabildiğin zaman, gerçeklik olacak. O zaman gündüz, kalktığın zaman uykudan kalktığını hissetmeyeceksin, bir düşten diğerine kalktığını hissedeceksin. O zaman gerçeklik olacak. Ve yirmi dört saatin tamamı düş olduğunda ve onu hissedip anlayabildiğinde, kendi merkezinde duruyor olacaksın.
Düşlerini hissediyorsun; onları düş olarak hissettiğin zaman düş göreni de hissetmeye başlayacaksın: Özneyi. Düşleri gerçek olarak kabul ettiğin zaman özneyi hissedemezsin. Film gerçek olmuşsa, kendini unutursun. Film durduğu zaman, bunun gerçek olmadığını anlarsan, gerçekliğin dışarı fışkırır, kendini hissedebilirsin.
Bu, eskiden beri kullanılan bir hint yöntemidir. İşte bu yüzden dünyanın gerçek olmadığı konusunda ısrar ediyoruz. Felsefi olarak, demek istemiyoruz; bu evin gerçek olmadığını, duvarlarından geçilebileceğini söylemiyoruz. Bunu kastetmiyoruz! Bu evin gerçek olmadığını söylediğimiz zaman, bu bir araçtır. Bu eve karşı bir sav değildir.
Birinci yöntem, her şeyin düş olduğunu hissetmeye başlamak, hatırlamaktır. Diğeri, dünya hakkında hiçbir şey düşünmemek, yalnızca senin olduğunu hatırlamaktır.
Bu ikinci yöntem İslam’dan, Sufi geleneğinden gelir. Onlar çok derinlemesine çalışmışlardır. “Ben”i hatırla… Her ne yapıyor olursan ol. Su içiyorsun, yemek yiyorsun; hatırla: “Ben varım.” Yemeye devam et ve hatırlamaya devam et: “Ben varım, ben varım.” Bunu unutma! Zordur, çünkü var olduğunu zaten bildiğini düşünürsün, bu yüzden bunu hatırlayıp durmanın ne gereği vardır?
Yürürken hatırla: “Ben varım.” Bırak yürüyüş orada olsun, yürümeye devam et, ama bu kendini hatırlayışa sabitlen daima: “Ben varım, ben varım, ben varım.” Bunu unutma. Beni dinliyorsun… Burada yap. Beni dinliyorsun. O kadar karışma, dalma, özdeşleşme. Ben her ne diyorsam, hatırla, hatırlamaya devam et. Dinleyiş oradadır, sözcükler oradadır, biri konuşuyor, sensin… “Ben varım, ben varım, ben varım.” Bırak bu “ben varım” daimi bir farkındalık faktörü olsun.
Çok güçtür. Tek bir dakika boyunca bile hatırlayamazsın. Dene. Saatini gözlerinin önüne koy ve kolların hareket etmesine bak. Bir saniye, iki saniye, üç saniye… Ona bakmaya devam et. İki şey yap: Saniyeleri gösteren kolun hareketine bak ve daima hatırla, “Ben varım, ben varım.” Her saniye ile hatırla, “Ben varım” Beş, altı saniye sonra unuttuğunu hissedeceksin. Aniden hatırlayacaksın: “Saniyeler geçti ve ben ‘ben varım’ı hatırlayamadım.”
Tek bir dakika boyunca hatırlamak bile mucizedir. Ve bir dakika boyunca hatırlayabilirsen, teknik sana uygundur. O zaman yap. Onun aracılığı ile düşlerin ötesine geçmeyi, düşlerin düş olduğunu bilmeyi başarabileceksin.
Nasıl işe yarıyor? Bütün gün “Ben varım,” diye hatırlamayı başarabilirsen, bu hatırlayış uykuna da işler. Ve düş görürken, devamlı hatırlarsın: “Ben varım.” Düşte “Ben varım”ı hatırlayabilirsen, düş yalnızca bir düş olur. O zaman düş seni aldatamaz, o zaman gerçeklikmiş gibi hissedilemez. Mekanizma şudur: Düş gerçeklik gibi hissedilir, çünkü sen kendini hatırlayışı gözden kaçırıyorsun; “Ben varım”ı gözden kaçırıyorsun. Kendini hatırlayış yoksa, o zaman düşler gerçeklik oluyor. Kendini hatırlayış varsa, o zaman gerçeklik, sözde gerçeklik yalnızca bir düş halini alıyor.
Düş ile gerçeklik arasındaki fark budur. Sen varsan, o zaman tüm gerçeklik yalnızca bir düştür. Sen yoksan, o zaman düş gerçeklik olur.
Nagarjuna şöyle der: “Şimdi ben varım, çünkü dünya yok. Ben yokken dünya vardı. Yalnızca biri var olabilir.” Bu, dünyanın yok olduğu anlamına gelmez. Nagarjuna bu dünyadan bahsetmiyor, düşler dünyasından bahsediyor. Ya sen var olabilirsin ya da düşler… İkisi birden var olamaz.
Bu yüzden ilk adım, ”Ben varım”ı daima hatırlamak olacak, “Ben varım.” Ve “Rama,” deme, “Shyam,” deme. Herhangi bir isim kullanma, çünkü sen bu değilsin. Yalnızca “Ben varım”ı kullan.
Bunu her eylemde kullan ve hisset. İçerde ne kadar gerçek olursan, çevrendeki dünya o kadar gerçekdışı olur. Gerçeklik “ben” olur ve dünya gerçekdışı olur. Ya dünya gerçektir ya da “ben”… İkisi birden gerçek olamaz. Sen şimdi yalnızca bir düş olduğunu hissediyorsun; o zaman dünya gerçek. Vurguyu değiştir. Gerçek ol, o zaman dünya gerçek dışı olur.

Kendini hatırlayabilirsen, o zaman kimsenin kendini hatırlamadığını ve her insanın bu şekilde hareket ettiğini anlayacaksın. Bütün dünya uykuda. Ama sen uyanıkken başla. Hatırladığın her an, “Ben varım”a başla.
“Ben varım” sözcüklerini tekrarlaman gerektiğini söylemiyorum, daha çok, bunun verdiği duyguyu hisset. Banyo yaparken, “Ben varım” diye hisset. Sadece soğuk duşun dokunuşunu hisset ve “Ben varım”ı hatırla. Hatırla, sözel olarak “Ben varım” diye tekrarlaman gerektiğini söylemiyorum. Tekrarlayabilirsin ama o tekrarlama sana farkındalık vermez. Tekrarlama daha fazla uykuya sebep olabilir. Pek çok şey tekrarlayan pek çok insan vardır. “Rama, Rama, Rama…” der dururlar ve farkındalık olmadan tekrarlıyorlarsa o zaman bu “Rama, Rama, Rama…” bir uyuşturucu olur. Onu kullanarak, onu tekrarlarken uyuyabilirler. Çünkü durmaksızın bir şeyi tekrarlarsan, o tekrarlama bir süre sonra uykunu getirecektir.
Bu yüzden de, “Ben varım… Ben varım”ı hatırlamak, sözel bir mantra değildir. Sözel olarak tekrarlanmayacaktır. Onu hisset! Varlığına karşı duyarlı ol. Birinin eline dokunduğun zaman, yalnızca eline dokunma, dokunuşunu da hisset, kendini de hisset… Burada, bu dokunuşta olduğunu, tamamen orada olduğunu hisset. Yemek yerken, yalnızca yeme, kendini yemek yerken hisset. Bu duygu, bu duyarlılık zihninde gittikçe derinlere işlemelidir.
Bir gün, aniden, ilk defa işlemeye başlayan merkezinde uyanırsın. Ve o zaman tüm dünya bir düş olur, o zaman düşlerinin düş olduğunu anlarsın. Ve düşlerinin düş olduğunu anladığın zaman düşler kesilir. Ancak gerçekmiş gibi hissedilirken düşler sürebilir; gerçekdışıymış gibi hissedildiği zaman kesilir.
Ve içindeki düş görme durduğu zaman, yeni bir insan olursun. Eski insan ölür; uyuyan insan ölür. Eskiden olduğun insan artık yoktur. İlk defa farkında olursun; ilk defa tüm dünya uykudadır ve sen uyanıksındır. Buda olursun; uyanmış olan.
Bu uyanıştan sonra üzüntü olmaz, bu uyanıştan sonra ölüm olmaz, bu uyanış sayesinde korku yoktur. İlk defa, her şeyden bağımsız olursun. Uykudan bağımsız, düşlerden bağımsız olmak, her şeyden bağımsız olmaktır. Özgürlük kazanırsın. Nefret, öfke, açgözlülük yok olur. Yalnızca aşk olursun. Aşık değil, yalnızca AŞKolursun.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz